28 Şubat 2016 Pazar

Aile

Bugün size abimi ne kadar çok sevdiğimi anlatmaya geldim.
Beni önemsemiyor gibi davransa da abim benim hayatımdaki baş aktörlerden birisidir. En elzem durumlarda ona koşarım. Onun rahatlığı, hayatı benim kadar ciddiye almayışı genelde bana iyi gelir...

Geçen bayramdan beri görmediğim abiciğim Ankara'ya geldi bu haftasonu.
Yine sımsıkı sarılmadık, hayır. O bana bağırdı, ben ona bağırdım. Beş yaşımdaki gibi kavga ettik ve gitti. Yine özledim. Şimdiden özledim...

25 Şubat 2016 Perşembe

22 Şubat 2016 Pazartesi

20 Şubat 2016 Cumartesi

19 Şubat 2016 Cuma

?!

Bu güzel Cuma gününde dışarıda olup gezmek varken yurt odamda oturmuş hangi filme başlasam diye düşünmeme sebep olan o patlama...

Çok konuşmayacağım bu konuda, zira kolayca siyasi malzeme olabilecek boyutta bir olay. Fakat, insan hayatı bu kadar ucuz mu?

Kendi hikayemi anlatacağım ben yalnızca: Sabah saat 5te inmiştim Ankara'ya, yurt odama gelip yatağımın çarşaflarını geçirdim ve ders seçimim başlayana kadar 1-2 saat uyudum. Ders seçimimi hallettikten sonra odada yalnız olmanın da verdiği hissiyatla kendimi bunaltmaya başladım. Dışarı çıkmalıydım... Bu benim normalde yapacağım bir şey değil, her şeye inanılmaz üşenirim. Zaten üşenip vazgeçtim ve tekrar yatağıma yattım; ama gözlerimi kapattığım anda telefonumun sesiyle uyanmam bir oldu. "Aşağı inerseniz, kargo geldi." dedi telefondaki ses. Ve çabucak giyinip indim, birkaç gün önce satın aldığım saat gelmişti. Ölen anneannemin saatine çok benzediği için gördüğüm anda almaya karar verdiğim saat... Fakat saati koluma taktığımda çalışmadığını fark ettim. Durmuştu. Aklıma hemen Kızılay'a gidip pilini değiştirtmek geldi. Çabucak giyindim, arkadaşlarıma mesaj attım birlikte gitmek için. Gelemeyeceklerini söylediler, iyi ki gelemediler... Daha sonra kuzenimi aradım belki Kızılay'dan sonra onlara geçerdim, biraz takılırdık... "Ben de seni arıyordum tam, sizin durakta ineyim Kızılay'da biraz takılalım mı?" dedi. Harika bir fikirdi. Metro durağına gittim ve onu beklemeye başladım. İkimiz birlikte Kızılay'a kadar sürekli gülerek gittik, hatta birkaç kişinin bize ters ters bakmasına maruz kaldık... Bulduğumuz ilk saatçiye girdik ve saati gösterdik, bozuk olduğunu söylediler. Canım sıkıldı.

"Bir yerlere gidip bişeyler içelim hadi." dedi kuzenim. Ben de çok güzel bir yer bildiğimi söyledim ve Konur'a doğru gittik. Mekana oturduk, her şey çok güzeldi. Gülüyorduk, çocukluğumuza dair komik şeyleri hatırlayıp. Daha sonra telefonu çaldı, arkadaşı arıyordu. O da yanımıza gelecekti. Meclisin oralardaydı. Onlar telefonda konuşurken patlama sesi duyduk. İlk önce gökgürültüsü zannettik. "Bomba mı patladı?" dedi mekandaki insanlardan birisi ve hemen Twitter'ı açtım. Ankara'da patlama yazıp arattım. Aynı anda yüzlerce kişi tweet atıyordu. Daha sonra büyük kuzenim aradı, neredesiniz çabuk bir taksi bulup eve gidin diye. Ama biz mekandan çıkmadık inatla... Neden oturduk bilmiyorum.

Nihayet çıktığımızda Karanfil sokağa doğru yürümeye başladık. Büyük bir kalabalıkla birlikte. Ve bir anda herkes çığlık atıp ters yöne koşmaya başladı. Korktum. Hiç düşünmeden koşmaya başladım korkuyla. Anneme ne diyeceğim, inşallah haberleri izleyip görmezler diye geçiriyordum içimden. Gördüğüm ilk yere girdim, bir dersaneydi, ama panik atak krizi geçiriyordum. Nefes almakta hiç o kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Ellerim ayaklarım titriyordu. Kuzenimi aramak aklıma gelmiyordu bile. Telefonum elimde dururken onun aradığını gördüm ve açtım hemen. Neredesin diye bağırdı, neden kayboldun, neden bizden ayrıldın. Bilmiyordum bile nerede olduğumu, anlatmaya çalıştım fakat nefesimi kontrol edip konuşamıyordum bile. Merdivenlerde oturan bir adama verdim telefonu, nolur burayı tarif edin diyerek. Anlattı o. Daha sonra ben aldım telefonu. Sokağa çık ben seni bulacağım dedi kuzenim. Çıktım korkarak. Onu gördüğüm anda bağırıp koştum kuzenime ve direk tuttu beni. Çabuk anayola çıkıp taksi buluyoruz dedi. Fakat hiçbir taksi durmuyordu. Polis araçları vızır vızır geçiyordu. Taksiler her zamanki gibi boş geçip almıyorlardı. Her zamanki gibi...

Yürümeye karar verdik. Yol boyunca neredeyse tüm arkadaşlarım mesaj attı, kime ne söyledim onu bile bilmiyorum. Tek bildiğim kalbimin hala deli gibi çarptığı...

Eve gittiğimizde hala şoku atlatamamıştım, annem arıyordu. Konuşabileceğimi düşünmüyordum, yine de açtım. Neredeydin sen dedi. Kızılay dedim sadece... İyi misin dedi, değilim anne dedim. Zaten onun da sesi titriyordu benim de. Korkmuştuk.

Biz ucuz atlattık, ama diğerleri? Onlar ne olacak?

15 Şubat 2016 Pazartesi

.

Komik bir şey anlatayım. Şimdi aklıma geldi.

Küçükken yaşadığım şehrin adının -Samsun- Samsung'tan geldiğini düşünürdüm ama bir türlü anlayamazdım koca şehre neden televizyon markası adını verdiklerini. Ne zaman bunun böyle olmadığını anladım hatırlamıyorum ama Fox Kids'te çizgifilm izlerken ayaklarımı televizyona dayayıp, hep düşündüğüm neden şehrimizin adının televizyonla aynı olduğuydu...

Yolcudur Abbas

Yarın Ankara'ya gidiyorum, geçen seneki kadar korkutmuyor bu beni. Geçen sene gitme günüm yaklaştığında ağlama krizlerim baş göstermeye de başlardı. Korkunçtu. Bir keresinde bütün bir yol boyunca, 6 saat, ağladığımı hatırlıyorum. Annemi, kedilerimi, muhabbet kuşumu düşünüp düşünüp ağlıyordum. Şimdiyse diyorum ki evet özleyeceğim; ama yapacak bir şey yok. Oradaki hayatım bekliyor.

Zor bir hayat.
Alttan aldığım dersi vermeye çalışmakla geçecek koca bir dönem, 2 konferans, sayısız baş ağrısı insan ve özlemle geçecek bir dönem. Ama sadece kötü şeyler yok ki.

Bahar şenlikleri de bu dönem! Bahar şenlikleri demek en sevdiklerimle geçireceğim koca bir hafta demek oluyor. Güzel olacak.

Güzel olmak zorunda.


11 Şubat 2016 Perşembe

İlişkiler

Gün içinde yüzlerce insanla tanışıyoruz, yüzlerine bakıp geçiyoruz bazılarının. Bazı insanların isimlerini bile hatırlamaya harcamıyoruz enerjimizi. Ama bazen de o bir kişi oluyor ve bir anda o güneş oluyor siz dünya. Etrafında dönüp duruyorsunuz, siz o olmazsa hayatta kalamayacak gibi oluyorsunuz belki.

Olması gereken'ler, doğrular, yanlışlar yok oluyor bir anda. Peki ya bu sağlıklı mı? Bence değil. Çünkü değer veren taraf siz oldukça incinecek olan da siz oluyorsunuz. Ne kadar çok karşıya bir şeyler verirseniz sizde o kadar az kalıyor ve bir süre sonra temelden çökmeye başlıyor bir şeyler. Sonra kırılmalar başlıyor ilişkide, sizde...

Hiç mi faydası yok kötü ilişkinin diyeceksiniz, elbette var. Çıktığınızda bambaşka bir insan oluyorsunuz. Kendinize dışarıdan bakabiliyorsunuz belki. Bazen de yaptığınız hataları görüp "Bu ben miydim o anda?" diyebiliyorsunuz. Ama evet, sizdiniz ve pişman olmanın hiçbir faydası yok. O hatalar olmasaydı bugünkü siz olmayacaktınız belki. En güzeli bence hata yapmak, hata yapmayarak ne kadar yukarı çıkarsanız düşüş de bir o kadar acılı oluyor maalesef.

Çok hata yaptım ben. Her hatamdan bir ders çıkarmaya çalışıyorum, ama konu insan ilişkileri olduğunda iflah olmuyorum. Sürekli karşımdakinin kalbini kırmamak üzere hareket ediyorum. Eskiden insanlara "hayır" bile diyemezdim. Şimdi biraz daha iyileştim diyebilirim belki. Şimdi canım istemiyorsa telefonlara bile çıkmıyorum. (BÜYÜK MARİFET)

Bir ilişkinin anahtar noktası -aşk ya da arkadaşlık fark etmez- karşıyı dinlemek bence. Karşınızdaki insanla oturup konuşun her zaman. Sorunlar konuşulmadıkça büyüyor, bir süre sonra duvar oluyorlar ve yıkılması Berlin duvarı'nı yıkmaktan daha zor oluyor belki de.


8 Şubat 2016 Pazartesi

6 Şubat 2016 Cumartesi

The Secret Life of Ceren Mitty

Bazen kendimi tanıyamıyorum. Ben kimim?

Dünyayı değiştirmek isteyen bir hayalpreset mi?

Başarı odaklı bir insan mı?

Yalnızlıktan mı hoşlanıyorum yoksa kalabalıklar içinde kaybolmaktan mı?

Kendimi seviyor muyum?

Kendime olan nefretimin sebebi ne?

Neden bazen insanlara karşı çok öfkeliyim?

Neden bazı soruları sormaya korkuyorum?

Neden her gece yatmadan önce aldığım kararları uygulayamıyorum?

Neden hayat hiç adil değil?

Adalet ne?

En önemlisi de;

Bir gün gerçekten mutlu olabilecek miyim?

1 Şubat 2016 Pazartesi

.

Bugün neden buradayım?

Aldığım kararları uygulayamıyor olduğum için. Buraya yazarsam belki hayata geçiririm? Ne dersiniz? Ben hiç zannetmiyorum...

Geçen gün D&R'a gittim, her zamanki gibi, raflar arasında dolanırken Murakami kitaplarının her birinin farklı raflara dağılmış olduğunu gördüm. Bu apaçık bir hakaretti! Elime aldım hepsini önce. Sayfalarını tek tek açıp rastgele birkaç cümle okudum. Yine ne güzel yazmışsın... Ankara'da kendime ödül olarak Kadınsız erkekleri almıştım ve her satırında kendimi bambşaka alemlerde hissediyorum. Murakami'nin böyle bir tesiri var üzerimde çözemediğim... Bir gün kitap yazarsam eğer sebebi kesinlikle o olacak.

Neyse, konuyu dağıttım. Aldığım kararlardan bir tanesi elimde halihazırda bulunan kitaplar bitmeden yeni kitap almamaktı ki asla uymuyorum bu karara. Neden uyamıyorum sanki... Ne zaman d&r'a gitsem, ya da idefix'ten bir mail gelse kendimi para harcarken buluyorum. Kendimi frenlemem lazım bu konuda.

Bir diğeri, düzeli spor yapmak. Yazın başlamıştım buna, her gün en az 3 saat spor yapıyordum ve vücudumdaki değişime inanamıyordum. Sonra okul başladı, sınavlar vs derken bir saldım ve 7 kilo aldım. Dile kolay... Şimdi aynanın karşısına geçtiğimde tombalak bir şey görüyorum sadece. Kendimi değil. Bunun da en somut şekilde farkına varışım bugün oldu. Annemle alışverişe gittik, uzun zamandır bana mont alacaktık; fakat bir türlü istediğim tarzda ve fiyatta bulamıyordum. Nihayet buldum, gerçekten çok ucuza, aldım ve annemin ısrarı üzerine birkaç tane de kazak denedim. Ama ne giyersem giyeyim ayna karşısındaki görüntüde bir değişim olmuyor. Anladım ki kilo almak bana kendime olan saygımı yitirtmiş...

Belki de tekrar Yoga'ya başlamak iyi gelir, çünkü yine kendimi depresyona girecek gibi hissediyorum ki bu hiç iyiye işaret değil. O aptal ilaçlardan kullanmak istemiyorum tekrar. İyiyim ben neyse.

Bir de bugün IF'in programına baktım, Can Bonomo geliyormuş bu hafta. Ne şanslıyım dedim. Ben Ankara'dayken kuş uçmaz kervan geçmez, ne zaman okul tatile girer tüm güzel konserler bir anda Ankara'da olur. Şaka mı bu?

Cheers.