5 Mayıs 2016 Perşembe

Şenlik

Ankara'nın cennetinde yaşadığımdan bugün bir kez daha emin oldum. Çarşıda yemeğimi yerken rock konserindeydim, biraz yürüdüm ve bu defa uluslararası öğrenci topluluklarının standlarına denk geldim. Hepsi kendilerine özgü yemeklerinden yapmıştı, zorla elime tutuşturdular. Bir sürü fotoğraf çekindim önüme gelenle. En enn ennnn güzelini söylüyorum, tamamen spontane bir şekilde accapella jazz konserine gittik arkadaşlarla. Çok güzeldi gerçekten, hem çok duygulandım çünkü Karadeniz türküsü de söylediler, hem de çok eğlendim çünkü Beatles dinledim.


Grubun adı Jazzberry Tunes. Bulabildiğiniz her yerden destekleyin, takip edin derim. Çünkü gerçekten harikalardı. Lean on gibi elektronik bir şarkıyı bile çok güzel uyarlamışlardı. Alkışlamaktan ellerim kızardı... Aşağıya da minicik bir video koyuyorum ki ne kadar güzel olduğuna kendi kulaklarınızla şahit olun.

Kısacası gerçekten çok güzel bir gün geçirdim, şimdi aşağıya inip ekonomi çalışacağım bu gazla. Umarım mid-term'e kadar yetiştiririm konuları...

video


10 Nisan 2016 Pazar

7 Nisan 2016 Perşembe

Ehem.

Bugün Ekonomi hocama soru soracaktım. Neyse ders çıkışı indim aşağı bekliyorum gelmesini, vesselam geldi. Oturdu yavaşça. Kendimi bir an dershanede gibi hissettim. O zaman da hocalardan danışma alıp sorularımızı sorardık. Aynı hesap. Hatta o zamanları hatırlatsın diye sorularımın olduğu kısımlara renkli post itler yapıştırdım minik minik, çünkü hayatımda gerçek anlamda aşırı derecede mutlu olduğum yıllardı lise yıllarım. Neyse, buralara girmiyoruz.

Sorumu soruyorum, tek bir kelime söyleyip geçiyor. Ve mucizevi bir şekilde anlıyorum, nasıl olduğunu sormayın. Bir soruda da bariz işlem hatası yaptım diye koca ülkenin işsizlik oranı negatif falan çıkmıştı. Ki çıkmaması gerekiyordu... Biraz güldü o hatama. Ehe. İki senedir asla samimi bir ekonomi hocasına denk gelemediğim için şimdiki resmen hayallerimi süsleyen Ekonomi hocası. Espri yapıyor, gülüyor, ailesinden bahsediyor. Adam on numara resmen...

-------



Bu aralar canım sıkkın, artık bilmeyen yok bunu zaten. Ne yapsam geçmiyor, hiçbir şekilde mutlu olamıyorum. Ya çok fazla uyuyorum, ya hiç uyumuyorum. Uyku düzeni diye bir şey de kalmadı. Kampüste yürüyorum belki içim açılır diye; ama odaya döndüğümde yine aynı ruh hali karşılıyor...

Beni bilen bilir, yolda yürürken yerde gördüğüm uğur böceğinden bile inanılmaz mutluluk duyan bir insandım. Ama son zamanlarda ya birisi ezerse, nolacak böyle diye düşünüp bunaltıyorum kendimi. Bunun somut bir şekilde farkına vardığımda dün gece saat 3tü. Hatta  buçuk da olabilir, emin olamadım şimdi. Ders çalıştım o saate kadar akşam 9 gibi çs'ye gidip. Sonra odaya geldiğimde inanılmaz mutsuzdum. Yatağımın üstü savaş alanı gibiydi, masam dağınıktı, dolaplarım, çekmecelerim dağınıktı. Ve bir anda başladım kıyafetleri toplama- arkadaş aradı ne anlattığımı unuttum.

Aslında böyle şeyler de hala mutlu ediyor. Doğum günüm için yurda çikolata getirmeye söz vermişti, sonra yurdum uzak olduğu için getirememişti. Özür dilemeye aramış.

Aslında, yine aslında evet, mutsuz olmak için çok da sebebim yok. Neden böyle mutsuzum? Of.


C.


4 Nisan 2016 Pazartesi

27 Mart 2016 Pazar

Paranoya

Sanırım ben aşırı paranoyak oldum, son zamanlarda arkadaşlarımın duvarlarında 6 kitapsever arıyorum diye bir yazı paylaşıyorlar. Başta çok hoşuma gitti, paylaşacaktım ben de. Sonra korktum nedense. Böylesine saf ve güzel bir etkinlikten bile korktum.

Tanımadığım birisinin elinde adresim olacak diye çok korktum hem de. Napıcam böyle ben...

25 Mart 2016 Cuma

BW

BW keliemsi bir zamanlar bana black and white'ı çağrıştırırdı. O zamanlara dönmek istiyorum.
Artık bretton woods system'ı çağrıştırıyor.

Anlamıyorum.
Sanırım beynimin iktisadi bilgileri algılayan kısmı lobotomi yapılarak alınmış. Yok çünkü.

21 Mart 2016 Pazartesi

10 Mart 2016 Perşembe

Bugünkü makro ekonomi dersinden öğrendiğim şey hepinize acı verecek. Bir amerikalı hayatı boyunca sadece 40 yıl çalışarak (ev, araba ve çocuk masraflarını çıkar) $1.9 milyon kazanabiliyor. Ve bu asgari ücretle mümkün oluyor. Türkiyedeyse üniversite mezunu bir insansanız ancak bu paraya çok azıcık yaklaşabiliyorsunuz. Acı verdi değil mi? 

Çok acı.
Okumayalım hadi.

5 Mart 2016 Cumartesi

.

Sabahları erken uyanma manyaklığıma tekrar geri dönmüş bulunmaktayım.
Sabah saat 6yı gösterirken gözlerimi açtım ve neredeyse tamamen uykumu almıştım. Saatin 10 olduğunu düşündüğüm için hayli şaşırdım. Geri mi yatsam, kalkıp koşmaya mı çıksam diye düşünürken yağmur sesini duydum ve geri uyumanın en doğru tercih olacağına kanaat getirdim. Sonuçta pazar günü sabahtan uyuyamayacağım. Ama olan bu değil. Nedense -bunu gerçekten merak ediyorum- o saate kadar hiçbir şekilde kabus vs görmüyorum. Ama uyandıktan sonra uyuduğumda gördüğüm kabusların haddi hesabı yok. Daha dün yurtta öğle uykusuna yatmıştım ki ağlayarak uyandım. Hatta kendi çığlığıma uyandım bile diyebilirim. Öyle çok korkmuştum ki kalbimin eski ritmine dönmesi dakikalar sürdü...

Bu neden benim başıma geliyor acaba?

En kötüsü de her akşam saat 7de uyku bastırıyor. Yatmaya gidince de çarpıntıdan uyuyamıyorum. Yeter artık diyorum...

Neyse ki bir dersin okumalarını bitirdim bugün. Hem de spora gittim. Spor salonunda ben mekik çekerken ağırlık kaldıran beyefendiye selamlarımı gönderiyorum buradan. Evet, çok yakışıklıydın haberin olsun.

Bu akşam Hintli arkadaşımla skype yapacağız bir de. En çok heyecanlandığım şey bu. Kendileri dünyanın en hızlı konuşan insanlarından birisi olma yolunda ilerliyor. Ne zaman uyarsam binbir özür diler zaten... Master yapmak için gittiği okula muhtemelen seneye ya da sonraki sene exchange için gideceğim. Güzel bir tesadüf olacak gerçekleşirse...

2 Mart 2016 Çarşamba

Kolyem

Bugün de son birkaç günden çok farklı olmamakla beraber daha b*k gibi bir gün oldu.

Kolyem kırıldı.
En sevdiğim kolyem.
Son bir senedir boynumdan çıkarmadığım kolyemin zinciri kırıldı. Kendimi o kadar eksik hissediyorum ki kelimeler kifayetsiz duygularıma tercüman olmaya...

1 Mart 2016 Salı

28 Şubat 2016 Pazar

Aile

Bugün size abimi ne kadar çok sevdiğimi anlatmaya geldim.
Beni önemsemiyor gibi davransa da abim benim hayatımdaki baş aktörlerden birisidir. En elzem durumlarda ona koşarım. Onun rahatlığı, hayatı benim kadar ciddiye almayışı genelde bana iyi gelir...

Geçen bayramdan beri görmediğim abiciğim Ankara'ya geldi bu haftasonu.
Yine sımsıkı sarılmadık, hayır. O bana bağırdı, ben ona bağırdım. Beş yaşımdaki gibi kavga ettik ve gitti. Yine özledim. Şimdiden özledim...

25 Şubat 2016 Perşembe

22 Şubat 2016 Pazartesi

20 Şubat 2016 Cumartesi

19 Şubat 2016 Cuma

?!

Bu güzel Cuma gününde dışarıda olup gezmek varken yurt odamda oturmuş hangi filme başlasam diye düşünmeme sebep olan o patlama...

Çok konuşmayacağım bu konuda, zira kolayca siyasi malzeme olabilecek boyutta bir olay. Fakat, insan hayatı bu kadar ucuz mu?

Kendi hikayemi anlatacağım ben yalnızca: Sabah saat 5te inmiştim Ankara'ya, yurt odama gelip yatağımın çarşaflarını geçirdim ve ders seçimim başlayana kadar 1-2 saat uyudum. Ders seçimimi hallettikten sonra odada yalnız olmanın da verdiği hissiyatla kendimi bunaltmaya başladım. Dışarı çıkmalıydım... Bu benim normalde yapacağım bir şey değil, her şeye inanılmaz üşenirim. Zaten üşenip vazgeçtim ve tekrar yatağıma yattım; ama gözlerimi kapattığım anda telefonumun sesiyle uyanmam bir oldu. "Aşağı inerseniz, kargo geldi." dedi telefondaki ses. Ve çabucak giyinip indim, birkaç gün önce satın aldığım saat gelmişti. Ölen anneannemin saatine çok benzediği için gördüğüm anda almaya karar verdiğim saat... Fakat saati koluma taktığımda çalışmadığını fark ettim. Durmuştu. Aklıma hemen Kızılay'a gidip pilini değiştirtmek geldi. Çabucak giyindim, arkadaşlarıma mesaj attım birlikte gitmek için. Gelemeyeceklerini söylediler, iyi ki gelemediler... Daha sonra kuzenimi aradım belki Kızılay'dan sonra onlara geçerdim, biraz takılırdık... "Ben de seni arıyordum tam, sizin durakta ineyim Kızılay'da biraz takılalım mı?" dedi. Harika bir fikirdi. Metro durağına gittim ve onu beklemeye başladım. İkimiz birlikte Kızılay'a kadar sürekli gülerek gittik, hatta birkaç kişinin bize ters ters bakmasına maruz kaldık... Bulduğumuz ilk saatçiye girdik ve saati gösterdik, bozuk olduğunu söylediler. Canım sıkıldı.

"Bir yerlere gidip bişeyler içelim hadi." dedi kuzenim. Ben de çok güzel bir yer bildiğimi söyledim ve Konur'a doğru gittik. Mekana oturduk, her şey çok güzeldi. Gülüyorduk, çocukluğumuza dair komik şeyleri hatırlayıp. Daha sonra telefonu çaldı, arkadaşı arıyordu. O da yanımıza gelecekti. Meclisin oralardaydı. Onlar telefonda konuşurken patlama sesi duyduk. İlk önce gökgürültüsü zannettik. "Bomba mı patladı?" dedi mekandaki insanlardan birisi ve hemen Twitter'ı açtım. Ankara'da patlama yazıp arattım. Aynı anda yüzlerce kişi tweet atıyordu. Daha sonra büyük kuzenim aradı, neredesiniz çabuk bir taksi bulup eve gidin diye. Ama biz mekandan çıkmadık inatla... Neden oturduk bilmiyorum.

Nihayet çıktığımızda Karanfil sokağa doğru yürümeye başladık. Büyük bir kalabalıkla birlikte. Ve bir anda herkes çığlık atıp ters yöne koşmaya başladı. Korktum. Hiç düşünmeden koşmaya başladım korkuyla. Anneme ne diyeceğim, inşallah haberleri izleyip görmezler diye geçiriyordum içimden. Gördüğüm ilk yere girdim, bir dersaneydi, ama panik atak krizi geçiriyordum. Nefes almakta hiç o kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Ellerim ayaklarım titriyordu. Kuzenimi aramak aklıma gelmiyordu bile. Telefonum elimde dururken onun aradığını gördüm ve açtım hemen. Neredesin diye bağırdı, neden kayboldun, neden bizden ayrıldın. Bilmiyordum bile nerede olduğumu, anlatmaya çalıştım fakat nefesimi kontrol edip konuşamıyordum bile. Merdivenlerde oturan bir adama verdim telefonu, nolur burayı tarif edin diyerek. Anlattı o. Daha sonra ben aldım telefonu. Sokağa çık ben seni bulacağım dedi kuzenim. Çıktım korkarak. Onu gördüğüm anda bağırıp koştum kuzenime ve direk tuttu beni. Çabuk anayola çıkıp taksi buluyoruz dedi. Fakat hiçbir taksi durmuyordu. Polis araçları vızır vızır geçiyordu. Taksiler her zamanki gibi boş geçip almıyorlardı. Her zamanki gibi...

Yürümeye karar verdik. Yol boyunca neredeyse tüm arkadaşlarım mesaj attı, kime ne söyledim onu bile bilmiyorum. Tek bildiğim kalbimin hala deli gibi çarptığı...

Eve gittiğimizde hala şoku atlatamamıştım, annem arıyordu. Konuşabileceğimi düşünmüyordum, yine de açtım. Neredeydin sen dedi. Kızılay dedim sadece... İyi misin dedi, değilim anne dedim. Zaten onun da sesi titriyordu benim de. Korkmuştuk.

Biz ucuz atlattık, ama diğerleri? Onlar ne olacak?

15 Şubat 2016 Pazartesi

.

Komik bir şey anlatayım. Şimdi aklıma geldi.

Küçükken yaşadığım şehrin adının -Samsun- Samsung'tan geldiğini düşünürdüm ama bir türlü anlayamazdım koca şehre neden televizyon markası adını verdiklerini. Ne zaman bunun böyle olmadığını anladım hatırlamıyorum ama Fox Kids'te çizgifilm izlerken ayaklarımı televizyona dayayıp, hep düşündüğüm neden şehrimizin adının televizyonla aynı olduğuydu...

Yolcudur Abbas

Yarın Ankara'ya gidiyorum, geçen seneki kadar korkutmuyor bu beni. Geçen sene gitme günüm yaklaştığında ağlama krizlerim baş göstermeye de başlardı. Korkunçtu. Bir keresinde bütün bir yol boyunca, 6 saat, ağladığımı hatırlıyorum. Annemi, kedilerimi, muhabbet kuşumu düşünüp düşünüp ağlıyordum. Şimdiyse diyorum ki evet özleyeceğim; ama yapacak bir şey yok. Oradaki hayatım bekliyor.

Zor bir hayat.
Alttan aldığım dersi vermeye çalışmakla geçecek koca bir dönem, 2 konferans, sayısız baş ağrısı insan ve özlemle geçecek bir dönem. Ama sadece kötü şeyler yok ki.

Bahar şenlikleri de bu dönem! Bahar şenlikleri demek en sevdiklerimle geçireceğim koca bir hafta demek oluyor. Güzel olacak.

Güzel olmak zorunda.


11 Şubat 2016 Perşembe

İlişkiler

Gün içinde yüzlerce insanla tanışıyoruz, yüzlerine bakıp geçiyoruz bazılarının. Bazı insanların isimlerini bile hatırlamaya harcamıyoruz enerjimizi. Ama bazen de o bir kişi oluyor ve bir anda o güneş oluyor siz dünya. Etrafında dönüp duruyorsunuz, siz o olmazsa hayatta kalamayacak gibi oluyorsunuz belki.

Olması gereken'ler, doğrular, yanlışlar yok oluyor bir anda. Peki ya bu sağlıklı mı? Bence değil. Çünkü değer veren taraf siz oldukça incinecek olan da siz oluyorsunuz. Ne kadar çok karşıya bir şeyler verirseniz sizde o kadar az kalıyor ve bir süre sonra temelden çökmeye başlıyor bir şeyler. Sonra kırılmalar başlıyor ilişkide, sizde...

Hiç mi faydası yok kötü ilişkinin diyeceksiniz, elbette var. Çıktığınızda bambaşka bir insan oluyorsunuz. Kendinize dışarıdan bakabiliyorsunuz belki. Bazen de yaptığınız hataları görüp "Bu ben miydim o anda?" diyebiliyorsunuz. Ama evet, sizdiniz ve pişman olmanın hiçbir faydası yok. O hatalar olmasaydı bugünkü siz olmayacaktınız belki. En güzeli bence hata yapmak, hata yapmayarak ne kadar yukarı çıkarsanız düşüş de bir o kadar acılı oluyor maalesef.

Çok hata yaptım ben. Her hatamdan bir ders çıkarmaya çalışıyorum, ama konu insan ilişkileri olduğunda iflah olmuyorum. Sürekli karşımdakinin kalbini kırmamak üzere hareket ediyorum. Eskiden insanlara "hayır" bile diyemezdim. Şimdi biraz daha iyileştim diyebilirim belki. Şimdi canım istemiyorsa telefonlara bile çıkmıyorum. (BÜYÜK MARİFET)

Bir ilişkinin anahtar noktası -aşk ya da arkadaşlık fark etmez- karşıyı dinlemek bence. Karşınızdaki insanla oturup konuşun her zaman. Sorunlar konuşulmadıkça büyüyor, bir süre sonra duvar oluyorlar ve yıkılması Berlin duvarı'nı yıkmaktan daha zor oluyor belki de.


8 Şubat 2016 Pazartesi

6 Şubat 2016 Cumartesi

The Secret Life of Ceren Mitty

Bazen kendimi tanıyamıyorum. Ben kimim?

Dünyayı değiştirmek isteyen bir hayalpreset mi?

Başarı odaklı bir insan mı?

Yalnızlıktan mı hoşlanıyorum yoksa kalabalıklar içinde kaybolmaktan mı?

Kendimi seviyor muyum?

Kendime olan nefretimin sebebi ne?

Neden bazen insanlara karşı çok öfkeliyim?

Neden bazı soruları sormaya korkuyorum?

Neden her gece yatmadan önce aldığım kararları uygulayamıyorum?

Neden hayat hiç adil değil?

Adalet ne?

En önemlisi de;

Bir gün gerçekten mutlu olabilecek miyim?

1 Şubat 2016 Pazartesi

.

Bugün neden buradayım?

Aldığım kararları uygulayamıyor olduğum için. Buraya yazarsam belki hayata geçiririm? Ne dersiniz? Ben hiç zannetmiyorum...

Geçen gün D&R'a gittim, her zamanki gibi, raflar arasında dolanırken Murakami kitaplarının her birinin farklı raflara dağılmış olduğunu gördüm. Bu apaçık bir hakaretti! Elime aldım hepsini önce. Sayfalarını tek tek açıp rastgele birkaç cümle okudum. Yine ne güzel yazmışsın... Ankara'da kendime ödül olarak Kadınsız erkekleri almıştım ve her satırında kendimi bambşaka alemlerde hissediyorum. Murakami'nin böyle bir tesiri var üzerimde çözemediğim... Bir gün kitap yazarsam eğer sebebi kesinlikle o olacak.

Neyse, konuyu dağıttım. Aldığım kararlardan bir tanesi elimde halihazırda bulunan kitaplar bitmeden yeni kitap almamaktı ki asla uymuyorum bu karara. Neden uyamıyorum sanki... Ne zaman d&r'a gitsem, ya da idefix'ten bir mail gelse kendimi para harcarken buluyorum. Kendimi frenlemem lazım bu konuda.

Bir diğeri, düzeli spor yapmak. Yazın başlamıştım buna, her gün en az 3 saat spor yapıyordum ve vücudumdaki değişime inanamıyordum. Sonra okul başladı, sınavlar vs derken bir saldım ve 7 kilo aldım. Dile kolay... Şimdi aynanın karşısına geçtiğimde tombalak bir şey görüyorum sadece. Kendimi değil. Bunun da en somut şekilde farkına varışım bugün oldu. Annemle alışverişe gittik, uzun zamandır bana mont alacaktık; fakat bir türlü istediğim tarzda ve fiyatta bulamıyordum. Nihayet buldum, gerçekten çok ucuza, aldım ve annemin ısrarı üzerine birkaç tane de kazak denedim. Ama ne giyersem giyeyim ayna karşısındaki görüntüde bir değişim olmuyor. Anladım ki kilo almak bana kendime olan saygımı yitirtmiş...

Belki de tekrar Yoga'ya başlamak iyi gelir, çünkü yine kendimi depresyona girecek gibi hissediyorum ki bu hiç iyiye işaret değil. O aptal ilaçlardan kullanmak istemiyorum tekrar. İyiyim ben neyse.

Bir de bugün IF'in programına baktım, Can Bonomo geliyormuş bu hafta. Ne şanslıyım dedim. Ben Ankara'dayken kuş uçmaz kervan geçmez, ne zaman okul tatile girer tüm güzel konserler bir anda Ankara'da olur. Şaka mı bu?

Cheers.

22 Ocak 2016 Cuma

H O M E

Bu posta şimdi başlıyorum, ekonomi çalışırken... Saat bir buçukta finalim var, insan tekrar aldığı ders için daha bir stres oluyormuş bunu anladım. İlk aldığımda geçmiştim çünkü. Şimdiyse kalma korkusu yaşadığım bir gerçek. Ama akşam bu saatlerde yolda olacağım evime doğru... Kendimi bu düşünceyle avutmaya çalışıyorum.

İnsan evini cidden özlüyormuş. Cidden.

20 Ocak 2016 Çarşamba

Son 2

[geçen sene yurdumun çalışma salonundan çekmiştim bu fotoğrafı, hala en sevdiğim fotoğraf]

Finallerin bitmesine son 2 kala ben de bitmek üzereyim. Artık pilimin bittiğini, sabrımın sınırlarını zorladığımı hissediyorum. Üniversiteye girmek için nefes almadan ders çalışarak geçti 1 senem. Ama şimdi bakıyorum da burası da YGS/LYS aşaması kadar zormuş. Bir yandan sosyal hayatı yürütmeye çalışıp bir yandan da okulu yürütmek insanı bir hayli zorluyor... 

Dün... Yok bu sabah .tarih sınavım vardı mesela. 50 alsam geçiyordum, muhtemelen 45te kalacağım. Hoca sözlüleri 100 100 verse hikayesi de yalan üniversitede. Ne ekiyorsan onu biçiyorsun malesef. 

En garibi de ne biliyor musunuz? Aşk meşk işleri. Paçamı kaptırdım bir kez ve şimdi boyumdan büyük bir işe kalkıştığımı düşünüyorum. Yani... Hiçbir erkek için annemi üzmeye değmez ya. Açıkça bu durumdan hoşnut olmadığını defalarca söylemesine rağmen devam ettim eşek gibi ve şimdi yine onun sözüne geldim. Bitirmek istiyorum. Sanırım.

Bilmiyorum. Düşüncelerim gerçekten karman çorman. Belki de finaller yüzünden. Geleceğimi belirliyorlar resmen...

Bugün bir arkadaşım ortalaman 3,5 altı olursa unut Master işini dedi. Kendisi çok prestijli bir okula başvurdu ve %85 kabul alacak. O yüzden o diyince bir aydınlanma yaşadım. Ama yok ya, yükselir.

Umarım.

Annemi koklamama son 2 kaldı.

cheers.


Hate and Anger

He was walking through the misty streets of the city, all alone, all by himself. Nothing on his mind, and hearth. Only him and the sound of the angry wind. He was actually thinking about his life and future. Future? What a fancy word for a very selfish thing.

Is there a real future in front of him? No. There was nothing than a blank space in his life. It was all dark, and nothing was clear. He was only aware of the fact that he was alone. He had friends, real ones, and not-so-real ones. But none of them was with his side when he needed. So they were not so real, huh?

He leaned against the bridge and just made his mind pass through the waves of the river. His thoughts were swimming in the water and his hands were shaking because of the cold. However, he did not realize he was cold. He was mumping that song again unconsciously. It was the lullaby that his mother was singing when he was just a little boy. He was all happy and full of dreams back then. Just thinking about a butterfly would make him happy. However, now, he was full of hate and anger.

All these things brings one question to minds. Why is he like this?

Because of love.

To be continued,

cheers.

14 Ocak 2016 Perşembe

Güncelleme 8.1

Geçen hafta bursumun yatmasıyla yine gaza geldim. Ben cebime para girdiği anda sonuna kadar harcamadan mutlu olamayan tiplerdenim. Alışveriş yapmak gerçekten her şeyden daha çok mutlu ediyor beni. Dünyanın en güzel defterini aldım, Moleskine çakması. Mehmet alma diye yalvardı bana resmen, ne gerek var şuna o kadar para veriyorsun dedi. Merhaba anne bu satırları okuyorsan çok da pahalı değil, valla. Neyse, o defterin hayatımda her şeyi daha düzenli hale getireceğini düşünüyorum halbuki boşa bir umut.

Asla düzenli olamadım ben. Aslında yapılacaklar listesi yapmayı falan çok severim; ama konu o yapılacakları yapmaya gelince sanırsınız koalayım. Beş dakika daha uzanayım sonra kalkıp çamaşır sırası alacağım diyorum. ALMIYORUM.

Bu aralar uyku düzenim berbat, gerçekten. Finaller yüzünden olsa gerek. Geçen gün eski bir arkadaşıma snap atmıştım, cevap olarak sana noldu dedi. Gözlerim altı torba torba olmuş... Gerçekten çok yoruldum, bir şeyler okuyup yazmaktan... Bugünkü finalde 6 sayfa boyunca Realizmi savundum. Tam şu an hatırladım vurucu cümlemi yazmayı unutmuşum... Buraya yazayım da hava olsun.

"In a world full of conflicts, I see no point being something else rather than Realist."

Kabul edin fazla güzel, şunu yazsam kesin 100 alırdım. Gerçi bu dersle sorunum yok. Ödevden 100 aldım, mid-termden de 1,25 puan kaybetmiştim; ama finalde düşürürsem valla ağlarım. Çünkü dünyanın en tatlı hocası falan kadın. Bir ara her hafta odasına gidip bir saat sohbet ediyordum. Staja başvurduğumu ve kazandığımı annemden önce ona söyledim hatta. Benden daha çok sevinmişti, canım ya.

Bir de öğrendim ki hukuk zormuş. Uluslararası hukuk daha da zor. Yok efendim bir davayı önce kim duyarsa onunmuş. Ne alakaysa...

Bir de siz siz olun ölmüş gitmiş insanlarla dalga geçmeyin ders çalışıcam diye. Valla sınavda isimlerini unutuyorsunuz, bence lanet. Yav bu Robert Cox da sırf konuşmuş olmuş için konuşmuş falan diyordum çalışırken, sonra sınavda adını unuttum. Cox argues that... dedim. Şaka mıyım ben ya.


Bir de ders çalışırken size önerim önünüze peluş bir şey alın, ona anlatın. Cidden daha iyi anlıyorum ben o zaman. Benimki şu yukarıda gördüğünüz fok balığı. Adı Hamur Abi. Kim koydu bu ismi demeyin... Birisinden özür dilemek için fokuma isim koyabilirsin dedim, o da bunu buldu. Demez olaydım. Öff burası da iyice OKS Anneleri tadında bir blog oldu. Ne ümitlerim vardı yazmaya başlarken. Tüh.

Bir de evi cidden çok özledim ya. Kanepeye yayılıp kedilerden birisine zorla sarılıp uyumak istiyorum. Sonra annem gelip gündüz gündüz ne uykusu şimdi bu diye atar yapsın, uyanıp onunla saçma sapan bir program izleyeyim televizyonda istiyorum. Ama buna daha beş tane final var. Neyse ki birisi Çince.

Neyse,

Cheers.

10 Ocak 2016 Pazar

00.05

Gecenin bu saatinde hayat yeni başlıyor benim için. Tam bir gecekuşu olduğum bu günlerde finallere lanet edip kendime kızıyorum. Neden bu okulu seçtiğimi sorguluyorum sürekli.

Evet harika bir okul.
Eğitimi çok güzel.
Ortamı bir harika.
Türkiye'nin içinde ütopya gibi.

Ama...

Gerçekten zor. Okumak zor. Yaşlandım ben burada. Burada öğrendim stresten sivilce çıkarmak neymiş. Tırnak yemek neymiş...

Basit bir günümü anlatmam gerekirse;

Sabah 12de uyanıyorum. Öğlen pardon. Çünkü sabaha karşı 5te yatmış oluyorum. 7 saat uykumu almaya çok dikkat ediyorum.

Alelacele kahvaltı yapıp ders çalışmaya başlıyorum ta ki kusana kadar. -bugün gerçekten kustum bir ara-

Yemek yerken birkaç bölüm Friends izliyorum ki güleyim.

Çooook bunalırsam uzun bir mola verip Lol oynuyorum. Sonra tekrar dönüyorum derse.

Sonra gece 23 ile 00 arası ders çalışmayıp müzik falan dinliyorum. Sonra ama 12den sabaha kadar çalışıyorum. Neden? Çünkü odadaki herkes uyumuş oluyor. Tamamen yalnız kalıyorum. Seviyorum yalnızlığı ben galiba...

Aslında sevmezdim. Hayırdır noluyor acaba bana? Düşünmeye ihtiyacım var sanırım biraz.