31 Aralık 2015 Perşembe

Ben


Hayatımıza aldığımız insanlara çok dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü bilemezsiniz sizin vaktinize değerler mi... İpucu vereyim, genellikle kimse değmez. Çok uzun zamandır kendimle savaş içindeyim. Kabullenemiyordum kendi benliğimi, her şeyi inanılmaz umursayan o kadın beni rahatsız ediyordu ve böyle olmak istemiyordum. Ben güçlü olmak istiyordum. Sabırlı olmak istiyordum. İnsanları susturmayı bilmek istiyordum. En en en önemlisi de göründüğüm kadar güçlü olmak istiyordum içimde bir yerlerde.

Oldum mu?
Hayır, hala yolum var.
Ama daha iyiyim.

Neyin farkına vardım biliyor musun okuyucu? Kimse benden değerli değil. En değerli varlığım benim. Ve hayat bana bahşedilmiş bir hediye. Bu hediyeyi hor kullanmak ne haddime sorarım size...

Evet, harika değilim. Kusursuz değilim, olamam da. İnsanım sonuçta; ama olmaya çalışabilirim. Olamazsam da sorun yok. Kötü ve zayıf yönlerim de bana ait. Onlar beni ben yapan değerler. Kendimden korkmamayı, soğumamayı ve utanmamayı öğreniyorum zamanla. Neden utanayım ki?

Mesela en büyük sorunum insanlara fikirlerimden bahsedememekti... Neden, çünkü saçma olduklarını düşünürdüm her zaman. Bunun sanırım başlıca sebebi abimin küçüklüğümden beri ben ciddi bir konuda konuşmaya çalışırken beni susturmasıydı; ama bunun üstesinden geldim. Zekiyim ve bunun farkındayım. Bir şeyleri bilmemde hiçbir sorun yok. İnsanlara bildiğimi belli etmemde de sıkıntı yok.

İnsanların bize uygun gördüğü etiketlere göre yaşamak gerçekten çok saçma. Bunun yerine kendi etiketlerimizi kendimiz yaratmalıyız bence.

En güzeli de ben güçlüyüm diyebilmek. Çünkü öyleyim.
İnsanların benim hakkımda ne düşündüğü umrumda değil.
Ben olmak istediğim kişi olacağım, olamazsam da sorun yok. Belki de o şekilde insanlığa çok da faydam dokunmazdı.
Ve herkes merhameti ya da anlayışı hak etmez. Bunu fark ettim.
Hak edene anlayışlı olacağım.
Hak edeni seveceğim.
Hak etmeyen ise...
Yazık oldu.

29 Aralık 2015 Salı

29 Aralık gecesi



Şu saatlerde bir barda arkadaşlarımla shot atarken kendimi genç ve mutlu hissedebilirdim; ama bunun yerine yurtta oturmuş buz gibi soğuğa karşı bağrımı açmış müzik dinleyip Çince çalışıyorum. Çünkü hayat bazılarına karşı daha adil bence. 

Orwell'in Hayvan Çiftliği'nde beni en çok etkileyen kısım kesinlikle bütün hayvanlar eşittir; ama domuzlar daha eşittir kısmıydı. Şimdi bakıyorum da ne kadar da haklıymış. Düşünsenize, eşit miyiz? Kesinlikle hayır. Ruhum dışarıda olmak isterken gerek öğrenciliğin gereksiz yükü, gerek maddi imkansızlıklar sebebiyle buradayım ve bu satırları yazıyorum. 

Çünkü hayat adil değildir. 
Olmayacaktır da. 

Kendi fırsatlarımızı kendimiz yaratmalıyız. Ve size bir ipucu vereyim mi? Sizi sizin kadar düşünen tek insan annenizdir. Baba da değil. Kesinlikle anne. Yalnızca ona sonuna kadar güvenebilirsiniz. 

İyi ki varsın annem. 
Gereksiz şeyler yüzünden sinirini bozup sana kızsam da kendimden bile çok seviyorum seni. 

Yani her şeyden çok. 

28 Aralık 2015 Pazartesi

Jus ad bellum

Bazen insanların doğuştan mı kötü olduğunu yoksa sonradan mı öyle olduklarını düşünüyorum. Açıkçası buna bir cevap bulabilmiş değilim; ama içimden bir ses Hobbes'un haklı olan taraf olduğunu fısıldıyor kulaklarıma. İnsanların doğuştan kötüdür. 

Bilgisayar ekranında yazan cümleleri bir kez daha okudu ve ikinci kez düşünmeden sildi. Hiçbir mantığı yoktu böyle şeyler yazıyor olmasının... Ne olacaktı yani bundan bahsetse, neden insanlar onun düşüncelerini okumak zorunda olsundu. Okuyucu kafasını yoracak şeylerden hazzetmezdi bu yüzyılda, tıpkı editörünün söylediği gibi. Daha basit şeylerden bahsetmeliydi. Mesela lisede aşık olan, tipik bir genç kızdan. Ya da iç benliğini keşfetmek için yolculuğa çıkmış bir gezginden. İşte bunlar satıyordu. Artık kimse derin felsefi yazılar içeren kitaplara para vermiyordu. Çünkü günlük hayat insanları yeterince yoruyordu ve kimse düşünmek istemiyordu. Beyinlerini uyuşturup, gerçek hayatın çirkinliğinden uzaklaşmalarını sağlayacak kitaplara para vermek istiyorlardı.

Hepsine lanet olsun!

Ellerini ensesinde birleştirdi ve sandalyesini geriye doğru yaslayıp bir süre tavanı seyretti. Sigarasını dudaklarına götürüp birkaç nefes çekip üfledi havaya. Duman hafif bir sis yaratırken içinde boğulduğu düşüncelerinden sıyrıldı ve yavaşça kalktı sandalyesinden. Buğulanmış cama yaklaştı ve sokağı seyretmeye koyuldu. Hayat gerçekten akıp gidiyor muydu? Yoksa sonsuz bir koşuşturmacadan mı ibaretti? Amacı neydi sahi yaşamaktaki? Bir masanın başında oturup kimsenin umrunda olmayan kitaplar yazmak ve sonra kimse para verip almadığı için basılmayan o kitaplarıyla depresyonun farklı notalarında beste yapmak mıydı?

Bilmiyordu.

Sigarasını kültablasında öldürdükten sonra paltosunu aldı ve kapıyı çekip kendisini sokağa attı. Belki de amacı sadece var olmaktı. Bu da bir şey değil miydi?

Dünyada yer kaplamak.

Kaplamasa ne eksik olurdu ki? Hiç.
Babası için hayal kırıklığı olmazdı, annesi komşularına "Evet R. de çalışıyor..." demek zorunda kalmazdı boynu bükük bir şekilde. Belki de abisi tek çocuk olurdu ve böylece anne babası daha mutlu insan olurlardı.

Peki gerçekten olurlar mıydı? Aslında R. bilmese de anne babası ondan utanmıyordu.
O öyle zannediyordu. Kafasında kurduğu dünyada anne babasından uzaklaşmış bir yazar daha ilgi çekiciydi çünkü. Evet, insanların ilgisini üzerinde toplamak için ailesinden bile vazgeçen bir pislikti o.

Attığı her adım onu boğaza daha da yaklaştırıyordu. Bu şehre dair tek sevdiği şeydi boğaz. Ve içinde sevdiği kadını, Müjgan'ı, barındırıyor olmasıydı. Onu görmek için yine vapura binip karşıya geçecekti. Kedilerin istila ettiği o mekanda saatlerce oturacaktı ki kadın işten çıktığında gelip çay içerken narin parmaklarının bardağı tutuşuna hayran kalabilsin. Soğuktan kızaran burnunu zihnine kazıyabilsin... Ve sonra dönüp evinde yalnızlığıyla baş başa kaldığında Müjgan'ın hayaliyle hayata tutunabilsin. Aylar önce boynuna geçirmeye yeltendiği ip hayattan koparmasın onu...

Müjgan... Her şeyiydi.

25 Aralık 2015 Cuma

Deli misin Alfred?



Başıma yüz milyon tane bela almakta üstüme yok sanırım. Bir gün bakıyorum artık kimseyle konuşmayacağım diyorum, bir dakika sonra bundan vazgeçip yine oynamaya başlıyorum. Çok garip ya.

Mesela dün aldığım karara göre artık daha fazla iş almayacaktım başıma; ama bugün bir bakıyorum ki kalkmış bir komiteye daha USG olmuşum. Üstesinden gelemeyeceğimden değil, ben hallederim bir şekilde. Ama aileme, arkadaşlarıma ayırdığım vakit azalacak diye üzülüyorum. Mesela eve birkaç aydır gidemedim ve gidemeyeceğim bir ay daha. Ah şimdi fark ettim bir aydan az kalmış gitmeme.

Bir diğer şey ise uzun zamandır spora başlamak istediğim. Yazın bir ay boyunca günde 4 saat spor yaptıktan sonra sporun ne kadar da harika olduğunu keşfetmiştim. Ama okul yüzünden ve kesinlikle üşengeçliğim yüzünden başlayamıyordum. Noldu? Yarın gidiyorum. Bir arkadaşımın -kendisi son zamanlarda çokça hayatımda- zorlaması üstüne gideceğim. "Ben spora gideceğim yarın." dedi ve ben de atlayıp gelmek istediğimi söyledim. Tek sebebi o anda gaza gelmemdi. Yurda dönüp azıcık düşündüğümde, düşünmek cips yemekten ibaret, ne kadar da gitmek istemediğimi fark ettim. Ama sonra bugün çekindiğimiz fotoğraflara baktım. Öyle çok kilo almışım ki... Kendimi tanıyamadım resmen. Ne çirkin, ne garip bir şey oldum ben ya. Eskiden 45 kilo olduğum zamanlarda bildiğin ayna karşısında kendimi izlerdim. Şimdiyse aynalara bakınca ödüm kopuyor. Yok yaa bu ayna şişman gösteriyor diyorum.

Velhasıl, yarın spora gidiyorum. Umarım sonu kötü bitmez.

öptüm.

19 Aralık 2015 Cumartesi

Müzede bir gece anıları

Dünya üzerindeki en yalnız insan benim, gibi bir saçmalıkla başlamayacağım konuşmaya. 

Son zamanlarda ama bu tezimi çürütecek herhangi bir olay da yaşamış değilim. Neden yani? 

Bazen tek istediğim ben insanlara sonsuz anlayış gösterirken bazılarından ufacık ilgi görmek. İşim gücüm başımdan aşkınken her şeyimi bırakıp saatlerce konuştuğum insanın ben hastayken hiç değilse arayıp sesimi duymak istemesi aptal birkaç emoji yollamak yerine. Çok mu zor yani bu? Olmasa gerek. 

Ama biliyor musun bunu okuyan insan, bence bu benim çevremden kaynaklı değil. Son zamanlarda insanlar böyle olmaya başladı. Kimse kimseye yardım etmiyor. Herkesin derdi kendi hayatı, kendi yolu. Bu ne demek biliyor musun? Kaçınılmaz son bence. İnsanlığın nesli tükendi. Eminim bundan artık.